10 Mart 2015 Salı

caysiz simit

Saat 06:50 alarm yine çalıyor. Zorlanmiyor artik sabah kalkarken bunyelerimiz, alismislik var yillardir. Ailecek ayilmamiz 10 dakika. Emre de bende hazirlanmaya basliyoruz, sabah rutinimize basliyoruz. Inci Zeynep'te pesimiz de, babasi tras olurken ona bakiyor, makyaj yaparkende bana. "Mende mendeee" diyor. Beraber dis fircaliyor babayla. Emre'nin yakasini duzeltiyorum. 'Kravatim uzun mu?' diye o da bana soruyor. Sonra kizimizi alip anneannesine birakirken duygusal bir veda sahnesi. 'Aksam ne istiyorsun kizim' diyor babasi; 'cuku' diyor minik insan. Saat 7.50 arabamiza biniyoruz. Kahvalti yapmamisiz o gun yine. 'Ne yersin?' diye soruyor Emre arabayi saga cekerken simitcinin onune. 'Her zamankinden' diyorum bende. O iniyor. Araba otobus duraginin biraz gerisinde. Usul usul bir otobus yanasiyor ve duruyor. Sabah vakti ogrenciler iniyor otobusten. Dusunuyorum kendimi, mezun olali tam 7 sene olmus. Halbuki daha cok yeni gibiydi mezuniyetim. O ogrencileri gorunce onlari cok kiskaniyorum evet gercekten cok ama cok kiskaniyorum. Onlara gore buyuk ama bana gore kiskanilacak derecede kucuk kaygilarini kiskaniyorum. Sabah 06:50 de kalkmamayi kiskaniyorum. Gece yorgunluktan degilde kendi istegimle yatagima gidip yatmayi, gece yarilarina kadar Emre'yle -o zamanlar msn vardi- msnde konusmayi ozluyorum. Kaygisizca evden cikip, butun gun yuruyup fotograf cekmeyi, otobuse, servise binmeyi, oglen yemeklerimi 1 saat kisiti olmadan uzun uzun yemeyi ozluyorum. Sonra Emre geliyor, simit almis bana. Yolda, ise giderken yiyorum bende, malum ise gec kalmamaliyim. Simit almis Emre, caysiz simit yiyorum arabada.